• Ana Sayfa  /
  • 2.Sayı   /
  • YENİ YÜZYILIN SÜPER İŞ MODELLERİ: Google, Youtube, Facebook
YENİ YÜZYILIN SÜPER İŞ MODELLERİ: Google, Youtube, Facebook Yeni İş Modelleri - Yeni Yüzyılın Süper İş Modelleri Full view

YENİ YÜZYILIN SÜPER İŞ MODELLERİ: Google, Youtube, Facebook

Bir dönem tek eğlencemiz radyoda “Arkası Yarın” radyo tiyatrosunu dinlemekti. Arada bir de kapalı veya açık hava sinemalarına giderdik. Şimdilerde ise, evlerde olmasa da, hâlâ trafikte, arabada radyo dinliyoruz. Açık hava sinemaları tamamen kapandıysa da, hala kapalı sinema salonları iş yapıyor. O dönemlerde tüketiciye ulaşma kanalları radyolar, sinemalar ve gazetelerdi. “Yarının gazetesi!” sesleri İstanbul Harem Otogarında müşteri kapmak isteyen çığırtkanların seslerinden daha baskın çıkardı. Gece kalkan otobüslerle Anadolu’ya giden yolcular bir sonraki günün gazetesini alıp, gündemi erken takip etmenin mutluluğunu yaşarlardı.

Sonra sadece birkaç televizyon kanalının kral olduğu günler geldi. Tüketiciye ulaşma kanalının çok pahalı olduğu bu dönemde ticaret daha çok bulunduğunuz kasaba veya şehirle sınırlıydı. Günümüzdeki hızlı kargo ağları ve kredi kartı ile ödeme gibi araçlar yoktu. Yurdışına para göndermek çok ciddi işlemeler gerektiriyordu. Paranın karşı tarafa ulaşması haftaları buluyordu. Dünyaya reklam yapmak ve ürün satmayı hayal etmek hemen hemen imkansız gibiydi.

Derken teknoloji gelişti ve devir değişti. Her bir birey elindeki bilgisayardan ve akıllı telefonlardan anında tüm dünyaya yayın yapabilir hale geldi. Şüphesiz şirketlerin de dünyanın her tarafındaki bireylere ulaşması oldukça kolaylaştı. Buna paralel olarak yeni iş modelleri gelişti ve bu iş modellerinin sayesinde pastanın büyük bölümü kısa sürede bilişim şirketlerinin eline geçti.

Yeni dönemin iş modellerinin hemen hemen hepsinin mantığında, önce karşı tarafa ücretsiz menfaat sağlamak ve bunun karşılığında da karşı tarafı bedavaya çalıştırmak var. Bu iş modellerini en iyi kullanan sistemler “Google”, “Youtube” ve “Facebook”. İş modelleri incelendiğinde sistemin çok da karmaşık olmadığı ortaya çıkıyor.

Önce “Google”ın iş modeline bir göz atalım.

Google’dan önce “Altavista” ve “Yahoo” arama motorlarının yaygın kullanıldığı bir dönem yaşandı. Ancak ardından Google harika bir arama motoru kurarak, aramayı manipule etmek yerine, insanların gerçekten aradıklarına ulaşabilecekleri bir sistem oluşturdu. Kullanıcılardan bunun karşılığında hiçbir para da istemedi ve bu hizmeti bedava sundu. Aranılan doğru bilgilere ulaşmanın şüphesiz Google için bir bedeli vardı. Ancak bu bedeli istemek yerine, o bu hizmeti kullanıcılara bedava sağladı. Bu, Google’ın kullanıcılara bedava menfaat sağlaması demektir. Hem arama sisteminin güzel olması, hem de hizmetin bedava sunulması tüm dünyada herkesin arama motoru olarak Google’ı kullanmaya başlamasıyla sonuçlandı. Herkesin Google’ı kullanmaya başlaması Google’ın gücünü oluşturdu. Yani gücü Google’a veren onu kullananlar oldu.

Google, arama motoru olarak tek hakim olunca bu gücünü kolayca paraya dönüştürdü. Nasıl mı? Bunu, kurduğu “Adwords” ve “Adsense” sistemleriyle başardı. İnsanlar aradıkları bilgilere ulaşmak için sisteme “anahtar kelimeler” girmek zorundaydı. İşte bu sırada, “Adwords” kanalıyla, kullanılan anahtar kelimeler için para ödeyen reklam verenlerin reklamları arama motorunu kullananlara ayrı bir bölümde gösterilmeye başlandı. Ancak arama motoru sisteminin etkinliği hep korundu. Reklam verenler için de sistem çok adaletliydi. Çünkü Google arama sonuçları sayfasında gösterdiği reklam için bir para almıyor, ancak son kullanıcı gördüğü reklama tıklar ve açarsa bir para talep ediyordu. Sistemin istismarını ve rakiplerin birbirine zarar vermesini engellemek için aynı IP numarasından yapılan tekrarlı tıklamalar için de tekrarlı ücret yazmıyordu.

Gelelim “Youtube” iş modeline…

Yaşadığınız kasaba veya semtteki kişilere ulaşmanızı sağlayan bir küçük yerel gazete veya dergi bile para almadan küçük bir reklamınızı yayınlamıyor, değil mi? Sınırlı bir bölge veya ülke içinde yayın yapan bir televizyon kanalı para almadan reklamınızı yayınlamazken, tüm dünyaya yayın yapmanızı sağlayan Youtube hiçbir para talep etmeden, hazırladığınız ve yüklediğiniz videoların tüm dünyaya yayınlamanıza neden müsaade ediyor? Dikkat ederseniz bu iş modelinde de Youtube kullanıcılara bedava bir menfaat sağlıyor. Bu avantajı kullanmak isteyen milyonlarca kişi hergün hazırlamış oldukları sayısız filmleri Youtube’da paylaşıyor, şu veya bu şekilde kendi reklamlarını yapmaya çalışıyorlar. Ancak burada gözden kaçan bir husus var; siz kendi reklamınızı yapmak için hazırladığınız filmi Youtube’a yüklerken, Youtube’a da kendi konunuzla ilgili reklam verenlerin reklamlarının gösterileceği bir sayfa açma olanağı sağlamış oluyorsunuz. Yüklediğiniz her yeni film, Youtube’a reklam verenlerin reklamlarını yayınlanabileceği yeni bir reklam sayfası da oluşturmuş oluyor. Yani birkaç saatinizi harcayarak özenle hazırladığınız video filminizle, Youtube için de bedava çalışmış oluyorsunuz. Sadece siz değil, her gün milyonlarca kişi kendi video filmlerini hazırlayarak Youtube için de çalışmış oluyor. Böylece Youtube her gün milyonlarca kişiyi kendi sistemini geliştirmek için bedavaya çalıştırıyor.

Benim favorim Facebook…

Dünyada milyonlarca kişi Facebook’u kullanıyor. Neden mi? Çünkü sosyalleşmemizi(!) sağlıyor. Yıllarca önce minnettar olduğunuz, ancak nerede olduğunu bilmediğimiz bir öğretmenimizi kolayca bulmamızı sağlayabiliyor. Bir bakıyorsunuz ki “Bu Kişiyi Tanıyor Olabilirsin!” diye çocukluk arkadaşlarımızı veya bir öğretmenimizi bulup karşınıza getiriyor. Tabi facebook’un bunu yapabilmesi için bir “Facebook Hesabı” açıp, okuduğunuz okullar, yıllar, doğum tarihi vb. kişisel bilgilerinizi doğru olarak hesabınıza girmeniz gerekiyor. Böylece, facebook sizinle aynı dönemde, aynı okulda okuyanların sizin arkadaşlarınız olabileceğini tahmin edebiliyor.

Facebook’un size sunduğu bu bedava hizmeti kullanmak için girdiğiniz bilgiler, facebook’a, kendisini kullanan tüm insanlarla ilgili bir “veri tabanı” hazırlamanızı da sağlıyor. Dikkat edin, milyonlarca kişinin bilgilerini facebook girmiyor. Bu bilgileri siz ve biz gönüllü olarak giriyoruz. İşte bu noktada Facebook’un gücü oluşuyor. Sonra Facebook bu bilgiyi paraya çeviriyor.

Bunu bir örnekle izah etmeye çalışayım:

Mega Hafıza’nın 3 ile 7 yaş arası çocuklar için hazırlamış olduğu “ÇOCUK ZEKA & HAFIZA” seti için reklam vermek istediğimizi kabul edelim. Facebook bize gizli olarak şunu söylüyor; “Bu reklamı herkese göstermenize gerek yok. Kabaca 25 ile 37 yaş arası olan evli çiftlerin 3 ile 7 yaşında çocuğu olabilir. Dolayısı ile bu ürünün reklamı evli olup, yaşı 25 ile 37 arası olan kişilere gösterilmeli. Ayrıca bu tip ürünleri babalardan daha çok anneler alıyor. Bu amaçla erkekler de devre dışı bırakılırsa, reklamın sadece yaş aralığı 25 -37 olan evli bayanlara gösterilmesi yeterlidir.

Hangisi daha özellikli dersiniz?

 Google reklamda Facebook’un yaptığı bu ayırımı yapamıyor. Google’ın arama motorunda arama yapan kişinin yaşını, bayan mı, erkek mi olduğunu bilmesi mümkün değil. İşte bu özellikleriyle Facebook öne çıkıyor; Google ve Youtube’a fark atıyor.

Google, Facebook ve Youtube’un kurduğu “Karşıdakine Menfaat Sağlayan İş Modellerini” keşfetmenizin onları kullanmanızda bir değişime sebep olacağını düşünmüyorum. Ancak bu bilgiler ışığında kuracağınız kendi iş modellerinizi kesinlikle tekrar gözden geçirmeniz gerekiyor.

Yorumlar

yorum

YAZAN Melik Duyar

 

md-small Melik Duyar’ın ücretsiz 7 Elektronik Beyin Eğitimi programına katılmak için, buraya tıklayın.
Melik Duyar’ın ücretsiz 6 Elektronik Hızlı Okuma programına katılmak için, buraya tıklayın.
Melik Duyar’ın ücretsiz "Mega Hafıza" dergisinin adresinize gönderilmesi için, buraya tıklayın.